|
|
Türk sigara tiryakisinin tazminat hakkı
yok
Prof. Turgut Öz: "Sigara, kusuru baştan bilinen bir ürün, ama
üretimi ve satışı serbest. Bu yüzden tüketici dava açsa da yasalar
önünde haklı çıkmaz"
Türkiye’de bir sigara tiryakisinin mahkemeye başvurarak sigara
üreticilerinden tazminat istemesi haddine mi düşmüş! Bizim
tüketicimiz, doktor hatası sonucu kolunu - bacağını kaybettiğinde
tazminat alabilirse, öpsün de başına
koysun! Avukat Cengiz
Hortoğlu, son yıllarda bu kısır döngüyü kırmaya uğraşıyor.
Üstlendiği davalarda 16 milyar lira tazminata hak kazanmış müvekkili
var (bakınız yandaki ve alttaki
sütunlar) 1994 ekiminde
Uludağ soda şişesinin yüzünde patlaması sonucu tek gözünü kaybeden
Ayhan Bellisoy ise bizim tespitlerimize göre Türkiye’de bugüne dek
en yüksek tazminatı alabilmiş tüketici. Dava 5 yılda sonuçlanabildi
ve Bellisoy geçen yıl 40 milyar lira aldı. (bakınız yandaki
sütunlar) Bizim
saptayabildiğimiz kadarıyla Türkiye’de bugüne kadar sigara
üreticilerine karşı mahkemeye başvurmuş bir sigara tiryakisi yok.
Tüketici hukukunda uzman, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi
öğretim üyesi Prof. Turgut Öz, bugünkü yasalarımız çerçevesinde
sigara tiryakisinin mahkemeye başvursa bile tazminat almasını mümkün
görmüyor. Öz diyor ki:
“Borçlar Kanunu’na göre tüketicinin tazminata hak kazanabilmesi için
malın ayıplı, bozuk olması gerek. Sigaranın zaten zararlı, kusurlu
olduğu baştan biliniyor. Ama öte yandan da üretilmesi ve satılması
serbest. Yani nikotinin zararı bilindiği halde sigara satışına
yasalar izin veriyor. Buna karşılık toplum sağlığını koruyan ayrı
bir yasa da yok. Dolayısıyla bizdeki sigara tiryakisi dava açacak
olsa da, zararını bile bile kullandığı bir üründen dolayı tazminata
hak kazanması söz konusu değil. İzin verilmiş bir faaliyet olduğu
için sonuç alınamaz." Pekiyi
Amerika’da bu nasıl mümkün
olabiliyor? Prof. Turgut Öz
diyor ki: “Amerikan ve İngiliz hukukunun kendine has özellikleri
vardır. Orada genel anlamda bir Ceza Kanunu, bir Borçlar Hukuku, bir
Medeni Kanun pek yoktur. Biliyorsunuz İngiltere’nin bir Anayasası
bile yoktur. Oralarda hakimler, kendi kararlarıyla hukuk yaratırlar.
Hakimler çok serbesttir ve daha önceki hakimlerin verdikleri
kararlara, eski mahkeme içtihatlarına bakarak hüküm verip, “Kamu
yararına görüyorum" diyerek hukuk
yaratabilirler. Bizde ise
hakimler “Bence bu suç olmalı, bence bu hukuka aykırı" diyerek karar
veremez. Ama örneğin yasalar 18 yaşından küçüklere sigara satışını
yasaklamışsa ya da bandrol koymayı zorunlu hale getirmişse, bu
esaslara uymayanlar hakkında dava açılabilir.
İngiliz Marlboro’da var da Türk Marlboro’da niçin
yok?
Amerika’da bir Marlboro ya da Camel sigarası satın aldığınızda,
içindeki nikotin ve katran oranı, paketin üzerinde gözünüze sokacak
şekilde yazılmıştır. Pekiyi
ya Türkiye’de? Amerika’da
milyarlarca dolar tazminat ödemeye mahkûm edilen Philip Morris,
R.J.Reynolds gibi şirketler, bırakın Türkiye’de ürettiklerini,
ülkemize ihraç ettikleri sigaraların üzerine bile bu oranları yazma
gereğini duymazlar. Çünkü bizim ülkemizde sigara üreticilerini buna
zorlayan bir hüküm yoktur.
İthal sigaralarda da yerli sigaralarda da ne kadar zehirlendiğimizi
bilme hakkımız bile yoktur ki, kalkıp bizi zehirliyorsunuz diye dava
açabilelim! Yerli sigara
paketlerinin üzerine nikotin ve katran oranını yazdırabilmek için 2
yıl kadar önce epey uğraş verdik. Sanayi Bakanlığı, Türk
Standartları Enstitüsü, Sağlık Bakanlığı ve Tekel arasında mekik
dokuduk. Ancak başarıya ulaşamadık.
Efendim bizim sigara
fabrikalarımızda her sigaranın içine eşit ve sabit miktarda nikotin
ve katran koyabilecek teknoloji bile yokmuş. Yani bir paketteki 20
sigaradan birinde çok diğerinde pekâlâ az miktarda nikotin ve katran
bulunabilirmiş. Önceden belirlenmiş sabit bir miktarı paketin
üzerine yazacak olsalar, yalancı
çıkarlarmış. Pekiyi ya
Philip Morris’e ne demeli? Onların İzmir yakınlarındaki fabrikası da
geri teknoloji mi? Hiç sanmıyorum. Ama resmi otorite zorlamadığına
göre neden paketlerin üzerine ürkütücü bilgiler yazsınlar ki?
Türkiye’de en yüksek tazminat 40
milyar
ABD’de
katrilyonlarla ifade edilen rakamlara karşı Türkiye’de şu ana kadar
bir tüketiciye ödenen en yüksek tazminat, 40 milyar
lira. Tazminata hak kazanan
THY teknisyeni Ayhan Bellisoy, 1994’ te hatalı doldurulan bir şişe
Uludağ soda yüzünden tek gözünü kaybetti. O tarihten sonra hukuk
mücadelesini avukat Raif Ertem ve Tüketiciyi Koruma Derneği’nin
(TÜKODER) desteğiyle sürdüren Bellisoy, tazminatını 5 yıllık
gecikmeyle 1999’da alabildi.
Bellisoy, hakkını aramada gösterdiği kararlılıkla Sanayi
Bakanlığı’nın 1998’de ilk kez verdiği “en iyi tüketici" ödülüne de
layık görülmüş, ancak ödülü aldığı sırada tazminat talebi “fazla
yüksek bulunarak" Yargıtay tarafından geri
çevrilmişti. Olaydan sonra
Bellisoy’un hayatının nasıl alt üst olduğuna baktığımızda, Türkiye
için rekor sayılan tazminatın yetersizliği de ortaya
çıkıyor. Bellisoy
Carrefour’dan satın aldığı ve daha alışveriş torbasından bile
çıkarmadan arabanın bagajında yüzüne patlayan Uludağ soda yüzünden 3
ameliyat geçirmek zorunda kaldı. Ancak bu operasyonlardan hiçbir
fayda görmediği gibi kortizon yüzünden böbrekleri şişti ve kalbi
büyüdü. Meslek yaşamı ise önemli ölçüde sekteye uğradı. Bellisoy
THY’de uluslararası sertifikaları olan birinci sınıf bir
teknisyendi. Tek gözünü kaybettiğinden beri geri
görevde. Kadıköy 4. Asliye
Hukuk Mahkemesi, Tüketici Yasası’nın müteselsil sorumluluk ilkesine
dayanarak hem Uludağ Gazoz’u hem de Carrefour’u kusurlu buldu ve her
iki firmayı da 19’ar milyar lira tazminat ödemeye mahkum
etti. Geçtiğimiz yıl
alabildiği tazminatıyla başını sokacak bir ev aldığını söyleyen
Ayhan Bellisoy, “Bana gözümü geri versinler, ben onlara 40 milyar
lirayı geri ödemeye hazırım" diyor.
| |